29.07.2022
Dün gece İlhan İrem bu dünyadan göçtü. Öldü demek çok kuru
gelecekti göçtü demekse yapıştırma bir kelime gibi durdu.
Birkaç gündür fiziksel olarak pek de iyi hissetmiyorum. Dün gece
de ağrılı sancılı bir gündü. Bugün bu ağrılı gecenin ardılı olarak hala halsiz
ve bir türlü ısınamıyor gibi hissediyorum. Hava güneşsiz, bulutlu ve sıkıcı… Suratım
asık, gülümsesem de bıkkın hissediyorum.
Dün gece bir süre için akan yaşların dışında, bir yanım bu
ölüm haberinden hiç etkilenmemiş gibiydi. Fiziksel olarak özlemini duymayacağım
bir insanın ölümüne üzülmek elbette daha geçici olmalıydı. Ateş düştüğü yeri
yakmaz mı? Lakin yine de anlamadığım bir şekilde hüzünlüyüm. Sanki bu mutsuz
gün hasta hislerimin ve havanın bir karması gibi ama öyle mi gerçekten? Dün geceden
beri İlhan İrem için yazılıp paylaşılmış her şeyi görmek istiyorum. İnsanlarla bunun
hakkında hem konuşmak istiyorum hem de tek laf edesim yok. Yine de merakla onun
ölümü üzerine yaşanan gündemi takip etmek istiyorum. Sanki bütün gün Twitter’ın
başında hangi ünlü onun için bir şeyler yazmış diye bakabilirim. Çok tuhaf bir
dürtü bu! Tahminimden daha fazla etkilendiğim için mi, etkilenmek istemediğim
için mi böyle bir içgüdüm var? Öyle gibi gelmediği halde neden hüzünlüyüm?
Bu hali kendi hayatımda yaşadığım anlarda ayrımsıyorum. Hüzünlerin üzerimden geçip gittiğini sandığım halde sonrasında
beni nasıl da etkilemiş olduğunu hatırlıyorum. Davranışsal olarak etkilenmemiş
görünen halim, hayatın devam etmesine dair fiziksel bedenimin devama tutunuşu
gayet güzel görünüyor. Peki, o zaman bugünkü duygusallığımı, isteksizliğimi,
her an ağlayacak bu halimi neyle açıklayabilirim? Hava, hastalık?
Bugün kendimi iyileştireceğim. Saklanarak değil de tüm o
paylaşımları okuyarak, tüm yazılanları seyrederek, belki bu yazıyı yazıp
içimdekileri yazıya dökerek kendimi iyileştirebilirim. Kaçmadan, geçer diye
beklemeden. Belki de bu halimin sebebi sadece İlhan İrem’in ölümüyle, sadece
ona olan sevgimle ilgili değildir. Belki de sadece hastayımdır.
Yüce bulduğum, dinlerken duygularımda yarattığı o etkisine inanamadığım şarkıları
yazan insan öldü.
Yüceliğe dair yıllarca tanrı ile yakın tuttuğum o insan,
insan olarak öldü.
Her şey ölüyor? Zaten İlhan İrem’de bulduğum cevaplar ve
sorular hep buna dair değil miydi?
Şu anda neden ağlıyorum? Onun vesilesiyle öğrendiğim,
anladığım, yaşamımı sürdürmemi sağlayan o şeyleri yine de bir ölümlü olarak kabul
edemeyişime mi?
İnsan bencildir. O şeyle ilgili hep kendine ağlar. Kendisiyle
ilgili olan o bilgiye ağlar. Bir anıya, bir daha geri gelmeyeceğine, onun
kendinde uyandırdığı duygulara…
O zaman ben şu an her şeye ağlıyorum. Nedenine dair tek bir
duygu seçemiyor oluşumun sebebi belki de budur.
Galiba o hayatıma dair her şeyi oluşturan parçaların
toplamında bir simgeydi. Geçmişi kabul edişimde, geçmiş anılarımla ilgili tüm
düşüncelerimde onun söylediklerine dair kurduğum bağlantılar… Galiba garip bir
şekilde kutsal kitap etkisi yarattı bende.
Şu anda gerçekten onun ardında bende kalan hislere mi
ağlıyorum yoksa sadece hasta hissettiğim için duygusal bir an mı yaşıyorum? Hayatımda
bazen her şey birbirine o kadar bağlı ki bu kadar yakından bakıp anlamak mümkün
değil. O yüzden böyle muhteşem kusurlarla mükemmel varlıklarız ve bir o kadar
basit! Böyle önemsiz bir beden içinde böylesine yüce!
İlhan İrem’le ilgili yazılan çizilen ne varsa hepsini merak
ediyorum. İçimi kanırtana kadar bakmak, görmek istiyorum. Cenazesi için
toplananları, kalabalığı, yolları… çok merak ediyorum. Benim bu merakım kan aldırırken
koluma saplanan iğneyi ve enjeksiyona dolan kanın her anını her seferinde
izlemek isteyişime benziyor. Eğer olup biteni görmezsem canım daha çok
acıyacak. Aynı acıyı, onu izlemediğim için, iğnenin ne zaman batacağı ve
sürecin ne zaman biteceği ile ilgili belirsizlikle daha çok acı hissedeceğim. Oysa
izlersem hepsini total bir gözle seyredebilir ve bilebilirim. Bildikçe hakim
olabilirim.
İlhan İrem’le ilgili hiç anlamadan gelip içime oturan bu
ağırlığı unutarak gömmek yerine izleyerek anlayabilirim belki. İzlerken kendi
katarsisimi de yaşamış olurum.
Manevi olarak ya da düşünsel olarak her şeyi kabul etmiş
olduğum bir durumda bedenimin verdiği bu tepkiyi hala anlamıyorum. Üzerine bolca
yazıp konuşarak da diğer aşamaya geçebilirim belki. İnsanlar yas için bir araya
gelecekler, üzerine konuşacaklar, fiziksel olarak bedenlerini yas topluluğunun
içine sürükleyecekler, böylece hayatın devam ettiği diğer aşamaya geçmek
kolaylaşacak onlar için.
Düşünsel bazda daha hızlı evrilmemiz yüzünden mi bu fiziksel
acının kontrolsüz bir biçimde yaşanması ve düşünceyi doğuran hislerden ayrı bir
yol alması? Şu anki bilincim ve hayata tutunuşum herhangi bir günde
hissettiklerimle aynıyken içimde sızım sızım sızlayan o fiziksel ama duygulara
da baskı yapan o acı aynı anda nasıl olabilir diyorum? Ben tek bir kişi değil
miyim? Fiziğimle ruhumun aynı anda aynı tepkiyi vermesi gerekmez mi?
Hala sorularımın cevaplarının derdindeyim bir çocuk gibi, fakat
bu anlamada kendime engel olamıyorum. Bildiklerime inanamaz gibiyim. Bu hislerimle
ilgili şaşkınlığım sürse de bugün hala içime yerleşmiş o ince sızıyı
hissediyorum ve bu etkilerin havadan, sudan, hastalıktan olmadığından artık
eminim. Ne kadar sık yaşasam da bir hüznü fiziksel olarak yemek borumdan midemi
sıkı sıkı tutan ve orada aşağı yukarı gezip duran acılı bir hissin böyle bir
etkisine hiç alışamayacağım sanırım.
Güle güle İlhan İrem.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder