Şimdiye ait bir kafa!

 

    Sevgili auralı migren!

    Henüz ilkokul çağındayken sokakta oynadığım bazı zamanlarda tuhaf bir hal içine girerdim. Sanki
koşan oynayan, arkadaşlarımla konuşan kişi ben değilim. Bir ben var benden içeri… ben izliyorum, bedenimse benden ayrı hareket ediyor. Ben sadece gözlemciyim.

    Ortaokula geldiğim vakit; bu tuhaf spritüal halin üzerine bir de sol gözümün görme açısında daralma başlayıveriyor. Adeta at gözlüğü takmışım, sol yanımı göremiyorum. Meğerse bu haller; ardından gelecek şiddetli baş ağrısının habercisiymiş. O hale girince, ağrı gelene kadar uzayan bu süreçte bazı kelimelerin karşılığı yok. Rakamların yazılışları hiçbir şey ifade etmiyor, kafam karışık, algım bozuk…

    Nöroloji, ultrason, haplar… derken neredeyse on yıl boyunca hayat normal akışında devam ediyor.

    On yıl sonra:

    Geçen on yılın ardından bir gün hayatımda ilk kez gondola biniyorum. Hani şu lunaparklardaki anlamsız uçan kayık… indiğim anda yine konuşan ben değilim, algım bozuk, cereyan kesik, hele bir de… ardından sol gözüme bir at gözlüğü yerleşiyor. Büyük bir korkuyla soluğu yine nörolojide alıyorum. Temiz bir MR(emar)ın ardından ilk kez o zaman duyuyorum senin adını: Auralı Migren!

    Bu sefer altı ay sürecek bir ilaç tedavisi başlıyor. Zihin olarak hayatımın en güzel zamanlarını şu an adını bile hatırlamadığım o hap sayesinde yaşıyorum (sanıyorum o hapın içinde antidepresan vardı ve ilk kez bir şeyler düşünmeden yaşamanın tadına varmıştım). Ardından hayat yine sağlıklı akışta devam ediyor.

    On üç yıl kadar sonra:

    On iki, on üç yıl daha geçiyor. Ne bir atak, ne ağrı, her şey yolundayken bir gün bir konser çıkışı bulutların ardından bakma hissi geliveriyor. Gözümü kapattığımda parlak ışıklar ve nasıl yattığımı bilmediğim bir ağrı. Sürekli kullandığım bir ilaç yok, o yüzden iki dolorex alıp uyumaya çalışmaktan başka çare bulamıyorum. Sersem bir uyanıştan sonra bir yıl daha rahatım. Bir yıl sonra ağrılı bir atak daha ve ardından bir yıl daha geçiyor.

    İki yıl sonra:

    Yeni gelen belirti at gözlüğü değil. Bu seferkinde görme kaybım sol gözümün tam merkezinde. Ağrı gelmiyor. Ağrı gelmedikçe görmediğim o küçük karanlık nokta büyümeye başlıyor. Bir süre ağrısız gelen bu atağın geçmesini bekliyorum. Geçmiyor. İki hafta sonra yine MR’ım temiz ve "sibelyum" diye bir hapa başlıyorum. Hızla kilo alıyorum. Akşam 10’da yatıp bir sonraki gün 12’de zor kalkıyorum. Hiçbir şey yapmaya isteğim yok. Görme sorunum geçmeyince bir de beyin elektrosu çekiliyorum. O da temiz. O lanet sibelyum’u kullandıktan iki hafta sonra görüşüm açılıyor. Yani görme kaybım tam bir ay sürmüş. Sibelyum laneti ise ben 7 kilo alıp hayattan iyice soğuyuncaya kadar 6 ay devam ediyor. Haptan sonra sağlıklı hayatıma tekrar kavuşuyorum. 

    Bir yıl sonra:

    Bir yıl sonra, her şey mutlulukla ilerlerken bu sefer de algım yine bir fanusun içine kapatılmış gibi oluyor. Bir hafta boyunca her gün sislerin ardından hayata bakış, hiçbir şeye odaklanamama ve ağrı değilmiş gibi görünen ama yatıran ataklarla geri geliyor. Bu sefer üniversitenin araştırma hastanesini deneyeyim diyorum. Bu hastane de geçen yıl çekilen MR’a dudak büküyor. Bizim MR’cımız çok iyi, bazen daralan damarlar gözden kaçırılıyor diyor. Hadi bakalım bir MR daha. Çok uzun süre görme kaybım olduğu için bir de nörosensöriyel çekiliyorum. Hatta doktor; bunu yanlış söylediğim için algısının bozuk olduğunu bildiği migren hastasının kelime hatasını düzeltiyor. Bir tedaviden yeni çıktığımdan “hiç söylenme, senin 10 yılda bir atağın olmuş, her gün ağrı çekenler var” diyerek sosyal zekasını ortalara saçıyor. İçimde “sen hiç migren ağrısı çekmediysen ben nasıl şanslı oluyorum” çığlığı ile gelişmemiş bir ülkede olduğumu hatırlayarak bir de doktorun aşağılayıcı tavrıyla çatışmayı reddediyorum. Hemen bir ilaç yazıyor; Lamictal. Bipolar ve epilepsi tedavisinde kullanılan bir ilaçmış da falan.  Auralı migrene botox neylesinmiş… yanındaki doktor MR’ımın auralı migrene uymayacak kadar temiz olduğunu söylüyor. Teşhis koyamıyorlarmış ama bu ilaç yangıyı baskılarmış. O zaman bu kul neylesin…

    Nihayetinde ilacı kestikten bir süre sonra algımın yerinden çatırdadığı bu güne geri geldim. Ağrım ne var ne yok, ataksa bugün üçüncü gün ve hala kendini hissettiriyor. Psikolojim mi bozuk diye diye psikolojimi bozma eğilimi de cabası.

    Öyle olsun auralı migren. Artık varlığını ve seninle yaşadığımı kabul ediyorum. Ben seni kabul ediyorum…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hey Koca Artçı!

Motor, motosiklet, motorsikletlerimiz... Hayır, ben bir motosiklet sürücüsü değilim. Artçıyım sadece. Motosikletin üstündeki artık, kılçı...