Fleabag'in Ardından


   Bulduğum her fırsatta bir şeyler izliyorum. İzlediğim filmlerin yerini son zamanlarda diziler aldı. O kadar iyi diziler var ki ince baskılı bir öykü okumaktansa hiç bitmeyecek gibi uzun bir roman okumayı sevmem, izlediklerim için de geçerli olmaya başladı. Uzun soluklu bir diziye başlamak, kısa bir filmden daha çekici geliyor artık.

   Fleabag dizisini henüz bitirdim. Aslında bu dizi için; "modern zaman aşkları" gibi bir klişe kullanmak isterdim. Yaşadığım ülkede pek de o modern zamanın içinde hissedemediğim için kime göre modern olduğu konusunda ikilemde kalıyorum ve bu ifadeyi pas geçiyorum. Netflix ve Rtük konusa girmeyi hiç istemiyorum. Nihayetinde hangi zaman olursa olsun aşkı anlatma konusunda en başarılı filmlerden/dizilerden biriydi. Harika bir diziydi, onu çok sevdim. Şu kapağın güzelliği nedir öyle?


   İlk sezon beni biraz zorladı. Kalbim sıkıştı, içim daraldı, bazı olayların abartıldığını düşündüm, fakat bırakamadım. Ardından dizi öyle iyi bir yere gitti ki etkisinden hemen kurtulamayacağım.

   Başrol oyuncusu olan Phoebe Waller-Bridge’ın çekiciliği beni benden aldı. Sherlock ve Black Mirror’da benim için düz bir insan gibi görünen Andrew Scott bile "aşırı" çekiciydi.
“aşırı” kelimesini ergen üstü bir kesimin gerekli gereksiz kullanması ve her nasıl oluyorsa benim algımda bir steriotip oluşturmaları gerçekten ilginç. Steriotip kelimesi yerine Türkçe bir kelime kullansam elbette daha iyiydi, fakat sadece “kalıp davranış” gibi bir şey söylemek(biraz da kelime dağarcığımın ya da anlatım gücümün yetersizliğinden olsa gerek) tam olarak bu anlamı karşılamıyor diye düşünüyorum. 

   Bu ara not ile beraber, düşüncelerimin götürdüğü yoldan gitmek bana hep eğlenceli ve doğru gelmiştir. Bir dizi üzerinden sosyal mesaj vermek değil niyetim. Kendi terapimi yapmak adına ya da kendi anormalliğimi normalleştirmek adına yapmak zorunda olduğum bir eylem bu. Bazen gereksiz bir konu hakkında uzun uzadıya konuşmak istersiniz. Her zaman bunun için birini bulmak mümkün olmaz. Zaten olması da gerekmiyor, bir mantık içermiyor.

   Nihayetinde beni her zamanki gibi asıl konumdan saptıran ve bitmek bilmez düşünce sağanağımın öncesine dönersek bu dizi gerçekten güzel. Tam bir insan gibi hissettiriyor.
Bu arada oyuncuların tümü cımbızla seçilmiş kadar iyi. Broadchurch ve Sarayın Gözdesi’nden tanıdığım ve her birinde bambaşka oyunculuklar sergileyen Olivia Colman ise bir başka güzel ayrıntılardan.

   Ben bir pesimistim. Hayat benim için öyle muhteşem bir şey falan değil, ama okuduğum kitaplar ve izlediklerim adına bu çağda yaşıyor olmak benim için en itisi!



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hey Koca Artçı!

Motor, motosiklet, motorsikletlerimiz... Hayır, ben bir motosiklet sürücüsü değilim. Artçıyım sadece. Motosikletin üstündeki artık, kılçı...