Border Filmi Sonrası Gevezelikleri


Mademki bunca şey izliyorum, kendimce beğenimi dile getirmeye hakkım olduğunu düşünerek son izlediğim film için bir şeyler diyeyim. Çünkü bu konuda fikir beyan etmeyen bir ben kalmıştım.

Film öncelikle bir Amerikan kurgusu olmadığı için dikkat çekici. Yılların film izleyicisi olarak bir takım formüllerden sıkıldık. Lakin yine de bu demek değil ki sallanan başakları yarım saat izlemek istiyorum. Şükürler olsun ki ikisinin ortasını bulmayı başarabilen pek çok yönetmen ve film var. Bu film onlardan değil ama epey yaklaşmış. Eleştirmen damarımın tuttu, kendimi tutmayacağım.

Border”ın fragmanı filme dair olumsuz bir yargıya kapılmama neden olmuştu. Malum; görüntüler biraz “Mucize”, “Wonder” imajı veriyor. İster Stephen Chbosky’ın ister Mahsun Kırmızıgül’ün  Mucize'sini kerteriz alın; yetti gari!  Bu filmlere ihtiyacımız olduğu gerçeğini yadsımıyorum. Hafif bir şeyler izlemek istediğimde açıp izliyorum, o an için sevdiğim de oluyor. Ya sonra, ardında bir fikir, sarsıcı bir etki bırakmadan geçip gidiyorlar.

Bunları neden anlattım, çünkü bu film ters köşe dünyalar yaratarak bakış açımızı değiştirmek istemiş belli ki. (bundan sonrası spoiler içerebilir) Güzel de başlamış. Hatta filmin başında fragmanın tahmin ettirdiklerini vermediği için minnettar oldum. Günümüz dünyasında geçiyor olması ilgimi daha da arttırdı. Pastoral de bir yere kadar.

Ardından yıllarca kendini ucube olarak düşünmüş Tina’nın yazık ki kendini normal sanan insanlar içinde yaşadığı zorluklara çok uzatmadan ve abartmadan tanık oluyoruz. Derken Tina’nın mistik sayılabilecek ancak yaşadıklarının getirisi babında da geliştirmiş olabileceğini düşündüğümüz özel bir yeteneği olduğunu anlıyoruz. İşi ile özel hayatı arasında gidip gelen durumlar çok güzel işlenmiş. Sonra hepimizi umutlandıran, normalleştiren çok güzel bir şey oluyor; Tina kendisi gibi biri ile tanışıyor, aşık oluyor, sevişiyor. İşte tam da burada filmi kapatmam gerekirmiş.

Sonra ne oluyor? Tam bir Amerikan ya da Türk filmine bağlanarak hiçbir ayrıntının boşuna verilmediğini, tüm olayların birbiriyle bağlantılı olduğu bize gösteriliyor. Benim derdim bu değil, bununla yetinmesini bilirdim elbet. Biz trol olmalarına razıyız. Hatta fantastik ögelere bağlanıp yine de mutlu olabiliriz. Nihayetinde o da kabulüm,  trol olun, uzaylı olun kötü olan o da değil. Farklı olan insanlara dair olumlu bir şeyler vermek istemiş gibi görünüp tam tersini bile tam söyleyememek filmi bence başarısız kılıyor.

(*)
Buraya bir link eklemek istiyorum, çünkü filmin sonunda hissettiğim şey tam olarak Maskeli’nin çok sevdiğim bir tepkisi ile aynı. Bant Mag sinema programında Maskeli, Uçurtmayı Vurmasınlar filminin yönetmeninin açıklamalarına yer verir. Hemen ardından birkaç saniye yorum yapmadan kalır.


Hepsini izlemek istemeyenler için 1.52’nci dakikadan başlayıp 2.25’e kadar olan kısım da yeterli gelecektir.

Sonuç olarak izlediğime pişman değilim, değişik bir deneyim oldu. Olumlu ya da olumsuz, üzerine konuşulacak üretimler yapanlara selam olsun!




Hey Koca Artçı!

Motor, motosiklet, motorsikletlerimiz... Hayır, ben bir motosiklet sürücüsü değilim. Artçıyım sadece. Motosikletin üstündeki artık, kılçı...