Bu yazıya öyle sunturlu ve sanatsal bir giriş yapmıştım ki birden kendimi toparladım. Toparladım ve sadelik bunun neresinde dedim. Hani kısa cümlelere ne oldu dedim. Hayatı da böyle zorlaştırdığım zamanlar oluyor da demeliydim.
Bir dostun dediği gibi hedeflerimi çok yüksekte tutma hastalığı var bende. Bulunduğum noktadan o kadar yüksek ki aradaki keyfi kaçırmaya meylediyorum. Beğenmiyorum alt basamaklarda olup biteni. Oysa hepsi şu durduğum noktanın üstünde...
Aslında dün akşam izlediğim bir tiyatrodan bahsedecektim. Konunun başına neden bu kadar alakasız girdiğimi bilemiyorum, fakat silmeye niyetim yok. Niyetim Erdal Beşikçioğlu'ndan dem vurmak. Oyuncu olarak çok severim, neyin içinde bulunsa izleyesim gelir. Genelde oynadığı rolleri de severim. Tiyatroyu ayrıca severim ama son dönemde izlediğim bazı oyunlar ruhumu tatmin etmemişti. Ben mi tiyatrodan sıkılıyorum, oyunlardan çok şey mi bekliyorum diye düşünüp ama cevap bulamamıştım. Dün geceki oyunun atmosferi, kurgusu, konusu, kostümleri ve işlenişi öyle içime sindi ki nasıl biteceğinin ya da nasıl bitmemesi gerektiğinin bir önemi yoktu benim için. Yani anladım ki son dönemde kötü oyunlar izlediğim için tatmin olmuyormuşum. Oysa bu oyun bir harika!
Uzun cümlelere başladım. Sanırım başka birinden bahsetmeye başlayınca okunacak kaygısına kapılıp yazmaktan uzaklaştım. Bunu nasıl anlıyorum? Kendim gibi kaygısızca yazdığım vakit, noktayı koyar koymaz diğer cümle aklımdan parmaklarıma akıveriyor. Aksi durumda cümle sonlarında bir es veriyorum. Umarım bunu zamanla aşarım.
Bugünlük bu kadar yeter, Bu güzel tiyatro muhabbetinin üstüne, mutfağa geçip güzel bir Gavurdağı Salatası yapmak açlığıma çok iyi gelecek.
Bu kafama selam olsun!
