Motor, motosiklet, motorsikletlerimiz...
Hayır, ben bir motosiklet sürücüsü değilim. Artçıyım sadece. Motosikletin üstündeki artık, kılçık gibi yancı gibi bir şey.
İsminin garipliğine bakmayın, pozitif bir yaklaşımla sanatçı da diyebilirsiniz, arkayı kollayan da. Aslında başlangıçta bana epey sıkıcı bir yolculuk şekli gibi görünmüştü. Güvenlik azlığından falan değil; üst üste giyin, uzaya çıkmadan astronotluğu tat ve sıkıcı yollar boyunca yolun bitmesi için sabret! Üstüne bir de üşüdüysen sıkıcılığına doyulmaz. İşte böyle; kısa yollar için macera, uzun seyahatler için bitse de gitsek durumunun öteki ucu.
Üniversiteye kadar tüm okullarım yürüme mesafesindeydi. O zamanlar uzak bir yere gidebilmek, her gün dilediğim otobüsle yol katedebilmek, benim için özgürlüğün ilk adımıydı. Böylece güvenli bölgeden, çok param olmaksızın uzaklaşabilir, müziğimle baş başa yalnız kalabilir, insan kalabalıklarında gizlenebilirdim.
İstediğim kadar gürültülü müzik "5 radyo hafızalı Sony Walkman'imin" ucundaydı. Müzikle beraber akan yolda hayaller kurmak, o şarkı için kafamda klipler çekmek benim için yeterli bir macera idi. Hele ki "Ikarus" otobüse bindiğimde biletimi kutuya atarken şoförle bile muhatap olmama gerek yok yahu, bu kafa başka ne ister!
Böylece uzun yıllar okuluma, işime hatta her yerlere belediye otobüsleriyle gidip geldim. Şimdi o kalabalığın içine karışmak, bacak ağrıları eşliğinde dikili durmak eskisi kadar cazip değil. O zamanların özgürlüğü şimdiki yerini zorunluluğa ve yorgunluğa bıraktı. Yine de hala, bir akşam saati bomboş bir otobüsün arka koltuğunda etrafı izlemek ya da kitap okumak, eski günlerin özlemini gidermeye yetiyor da artıyor.
İşte artçı olmak böyle bir şey; eskileri hatırlamak, neyi neden sevdiğini yeniden keşfetmek ve sürekli hayal kurma halleriyle hallenmek. Motosikletin arkasında yol alırken düşlediklerimi yogada bile kurgulayamıyorum. Hem artçı, hem yoga yapan bir insan olarak ne kadar çok yönlü bir insanmışım meğer. Şimdiye kadar yoga ve artçı kelimelerini yan yana kullanan kaç kişi varsa onlara da selam olsun.
Aslında ben bu konuyu, hafta sonu yaptığımız motor gezisine bağlayacaktım. Şuraya gittik, şunları gördük yalebbim ne de güzeldi falan diyecektim. Kısmet bugüne değilmiş. Değilmiş ama şunları söylemeden edemeyeceğim yani konuyu bir yerelere bağlamak için bir artçı olarak hissettiklerimi de yazmalıyım.
Üst üste giyinmenin, kafamı kasktan her çıkarışımda maymuna dönmenin bile sıkıntı vermediği bir an geliyor. Aslında o anı daha ilk bindiğinizde hissediyorsunuz. Mis gibi kokan ve arabayla yolculuğun pek sevimsiz olduğu o yollarda kokuların içinden geçiyorsunuz. Havanın kendisi oluyorsunuz. Düşünceler, kafa boşaltmalar ve esinlenmelerse cabası. Her kahve molası, sanki aynı kitabı okuduğunuz arkadaşınızla geçtiğiniz sayfalarda olanlar üzerine konuşmak gibi. Her bölümde motorcu ve artçı iki kitap okuyucusu gibi bir araya geliyor. Gerginlik yok, fikirler var. Bir sonraki aradan sonra Nasa size "giysi testinden geçtiniz" belgesi bile verebilir.
Bugün anlıyorum ki yolculuklar benim için her zaman önemliydi. İçimde hiçbir zaman çok gezmek, çok görmek ve hep hareket halinde olmak gibi bir his olmadı. Hayat dileklerinizi dümdüz algılamaz. Hayat içinizde en çok gürültüyü yapan ve derinlerinizde bağırdınız hislerinizi dinler hep. Çocukluğumdan beri içimde dalgalanıp duran özgürlük bayrakları o gün bugündür beni yollarda tutuyor. İşte o yüzden sürücümün dilekleriyle beni ben yapan hisler aynı motor üstünde olmamızı sağlıyor. İşte bu yüzden ben mutlu bir "artçıyım".
Belki de üretmek için gereksiz acılar çeker gibi yapmaya gerek yok.
Hayır, ben bir motosiklet sürücüsü değilim. Artçıyım sadece. Motosikletin üstündeki artık, kılçık gibi yancı gibi bir şey.
İsminin garipliğine bakmayın, pozitif bir yaklaşımla sanatçı da diyebilirsiniz, arkayı kollayan da. Aslında başlangıçta bana epey sıkıcı bir yolculuk şekli gibi görünmüştü. Güvenlik azlığından falan değil; üst üste giyin, uzaya çıkmadan astronotluğu tat ve sıkıcı yollar boyunca yolun bitmesi için sabret! Üstüne bir de üşüdüysen sıkıcılığına doyulmaz. İşte böyle; kısa yollar için macera, uzun seyahatler için bitse de gitsek durumunun öteki ucu.
Üniversiteye kadar tüm okullarım yürüme mesafesindeydi. O zamanlar uzak bir yere gidebilmek, her gün dilediğim otobüsle yol katedebilmek, benim için özgürlüğün ilk adımıydı. Böylece güvenli bölgeden, çok param olmaksızın uzaklaşabilir, müziğimle baş başa yalnız kalabilir, insan kalabalıklarında gizlenebilirdim.
İstediğim kadar gürültülü müzik "5 radyo hafızalı Sony Walkman'imin" ucundaydı. Müzikle beraber akan yolda hayaller kurmak, o şarkı için kafamda klipler çekmek benim için yeterli bir macera idi. Hele ki "Ikarus" otobüse bindiğimde biletimi kutuya atarken şoförle bile muhatap olmama gerek yok yahu, bu kafa başka ne ister!
Böylece uzun yıllar okuluma, işime hatta her yerlere belediye otobüsleriyle gidip geldim. Şimdi o kalabalığın içine karışmak, bacak ağrıları eşliğinde dikili durmak eskisi kadar cazip değil. O zamanların özgürlüğü şimdiki yerini zorunluluğa ve yorgunluğa bıraktı. Yine de hala, bir akşam saati bomboş bir otobüsün arka koltuğunda etrafı izlemek ya da kitap okumak, eski günlerin özlemini gidermeye yetiyor da artıyor.
İşte artçı olmak böyle bir şey; eskileri hatırlamak, neyi neden sevdiğini yeniden keşfetmek ve sürekli hayal kurma halleriyle hallenmek. Motosikletin arkasında yol alırken düşlediklerimi yogada bile kurgulayamıyorum. Hem artçı, hem yoga yapan bir insan olarak ne kadar çok yönlü bir insanmışım meğer. Şimdiye kadar yoga ve artçı kelimelerini yan yana kullanan kaç kişi varsa onlara da selam olsun.
Aslında ben bu konuyu, hafta sonu yaptığımız motor gezisine bağlayacaktım. Şuraya gittik, şunları gördük yalebbim ne de güzeldi falan diyecektim. Kısmet bugüne değilmiş. Değilmiş ama şunları söylemeden edemeyeceğim yani konuyu bir yerelere bağlamak için bir artçı olarak hissettiklerimi de yazmalıyım.
Üst üste giyinmenin, kafamı kasktan her çıkarışımda maymuna dönmenin bile sıkıntı vermediği bir an geliyor. Aslında o anı daha ilk bindiğinizde hissediyorsunuz. Mis gibi kokan ve arabayla yolculuğun pek sevimsiz olduğu o yollarda kokuların içinden geçiyorsunuz. Havanın kendisi oluyorsunuz. Düşünceler, kafa boşaltmalar ve esinlenmelerse cabası. Her kahve molası, sanki aynı kitabı okuduğunuz arkadaşınızla geçtiğiniz sayfalarda olanlar üzerine konuşmak gibi. Her bölümde motorcu ve artçı iki kitap okuyucusu gibi bir araya geliyor. Gerginlik yok, fikirler var. Bir sonraki aradan sonra Nasa size "giysi testinden geçtiniz" belgesi bile verebilir.
Bugün anlıyorum ki yolculuklar benim için her zaman önemliydi. İçimde hiçbir zaman çok gezmek, çok görmek ve hep hareket halinde olmak gibi bir his olmadı. Hayat dileklerinizi dümdüz algılamaz. Hayat içinizde en çok gürültüyü yapan ve derinlerinizde bağırdınız hislerinizi dinler hep. Çocukluğumdan beri içimde dalgalanıp duran özgürlük bayrakları o gün bugündür beni yollarda tutuyor. İşte o yüzden sürücümün dilekleriyle beni ben yapan hisler aynı motor üstünde olmamızı sağlıyor. İşte bu yüzden ben mutlu bir "artçıyım".
Belki de üretmek için gereksiz acılar çeker gibi yapmaya gerek yok.
