Soytarılamaca

Çocukluğumda Alice'in çizgi filmini izlediğimi hatırlıyorum. Orada ilgimi en çok çeken şey soytarılar, iskambil kartları üzerindeki değişik tiplerdi. Bir de çocuk sayılacak yaşlarda izlediğim ilk tiyatro" Moliere ya da Kara Komplo" adlı bir oyundu. Oyunda kralı güldüren bir soytarı vardı. O zamandan kalma mı bilmiyorum ama onları seviyorum.


Bunları düşündüğüm zaman onlara acımam gerek belki diyorum. Fakat soytarılar palyaçolar gibi değiller. Ürkütücü yanları palyaçolardan daha az. Daha minik, daha bir farklılar. Aslında bu ayrım boyutlarından kaynaklanmıyor. Belki de onları değil sadece kostümlerinin bende uyandırdığı hisleri seviyorum. Sanki soyut bir anlamı icra ediyorlar gibi hissediyorum. Henüz çözemedim.
Dünyanın bir başka yüzü, hayatın akışı gibi bir o yana bir bu yana hoplayıp zıplayarak, karelerince bir denge oluşturuyorlar belki.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hey Koca Artçı!

Motor, motosiklet, motorsikletlerimiz... Hayır, ben bir motosiklet sürücüsü değilim. Artçıyım sadece. Motosikletin üstündeki artık, kılçı...